Haftalık Münih Gazetesi'nin Şubat-2010 tarihli sayısında yer alan röportaj

Uzmanlık açısından bakıldığında cinsel çekingenlik olarak anılan durumlarda her hangi bir hastalık söz konusu değildir. Buna rağmen insanların seksten aldıkları hazzı büyük ölçüde kısıtlamaktadır!
Haftalık Münih Gazetesi'nin Şubat-2010 tarihli sayısında yer alan röportaj

Sayın Özer, cinsel çekingenliği psikolojik bakış açısından nasıl tanımlarsınız?

"Uzmanlık açısından bakıldığında cinsel çekingenlik olarak anılan durumlarda her hangi bir hastalık söz konusu değildir. Buna rağmen insanların seksten aldıkları hazzı büyük ölçüde kısıtlamaktadır! Bu durumu genellikle kadınlar daha çok yaşamaktadır, zira birçok kişi için bugüne kadar cinsel ihtiyaçların alenen dile getirilmesi veya yaşanması bir tabuydu. Ancak yapılan son araştırmalarda erkeklerde de dahi, cinsel çekingenlik durumu %40’lara varan düzeylerde yaşanmaktadır.

Cinsel kısıtlamalar bu kadar kesin şekilde belirgin ise, o takdirde söz konusu olan daha çok bir Cinsel korkudur". Oysa burada söz konusu olan, sadece belirli cinsellik alanlarına ilişkin kısıtlamalar değildir, burada daha çok cinsel aktivitenin söz konusu olduğu her alanda, buna engel olma ve bundan korkma duygusunun ortaya çıkmasıdır. Bu duygular daha sonra ve genellikle cinsel bozukluklara (örneğin erkeklerde sertleşme sorunu veya kadınlarda görülen vajinismus problemleri) ya da bedensel yakınlığın tamamen reddedilmesine yol açmaktadır. Ardından da genellikle henüz ideal ve doğru bir eş adayı ile karşılaşılmadığı veya mesleki hedeflerinin bir ilişki kurmasına şu anda izin vermediğini söyleyerek, bu durumu mantıklı nedenlere bağlayarak geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Ve sorunun temelinde yatan nedenlerin üstü, bu şekilde kapatılmaktadır.

25 yaşına gelmiş olup da, henüz hiçbir cinsel deneyim yaşamamış insanlar, çoğunlukla büyük bir içsel gerilim yaşarlar ve kendilerini “başarısız” olarak hissederler. İlk cinsel deneyimlerin geç yaşta yaşanması halinde, bu kişilerde maalesef “değersizlik” duyguları aktif olur.

İnsanın yetiştiği “akran grubu” ile bağlantılı olarak, elbette aldığı pedagojik eğitimin de çok büyük etkisi vardır: "Bu ortamlarda cinsellik asla konu edilmez ve ayıp, yasak, günah olarak görülürse cinsel kısıtlamaların ortaya çıkması ve çekingenliğin gelişmesine yönelik uygun zemin oluşur".

"Eğer cinsellik kişinin kendi kısıtlamaları nedeniyle pek tatmin edici olmayan bir şekilde yaşadıysa, o takdirde ne yapabilir? Bunun üstesinden nasıl gelinir? Tek başına mı? Yoksa bir eşle beraber mi? Ne tavsiye edersiniz? "
 
"Mesleki tecrübelerime göre en ideal terapi iyi bir eşle beraber olmalıdır. Kendi vücudunuzu ve partnerinizin vücudunu yavaş yavaş ve mümkün mertebe stressiz bir şekilde keşfetmek, tecrübe edilenleri, hissedilenleri ve kendi özel arzularınızı baş başa konuşmak, kendi çekingenliğinizi ve cinselliğe ilişkin kısıtlanmalarınızı yenmenize yardımcı olabilir. Eğer bu uygulama her iki partner için yeterli olmazsa, o takdirde beraberce destek almanız gerekli olabilir veya eşiniz bir kenarda bekleyebilir ve o yanınızda olmadan tek başınıza destek almanız gerekli olabilir, işte bu noktada, cinsel terapi ve benzer şekilde cinsel danışmanlık size yardımcı olacaktır. Ardından korku ve belirsizlikleri bulup ortaya çıkarmaya yönelik duruma özel stratejiler, beraberce geliştirilebilecektir.

Cinselliği aynı yeni keşfedilen bir oyun gibi görmeliyiz, zevk aldığımız bir oyun: Baskı ve zorlamayı yatağımızdan ne kadar uzak tutarsak, cinsel çekingenlik oluşmasına da o kadar az fırsat vermiş oluruz".

"Seksle ilgili çekingenlikte, bir tür yaş sorunumudur? Yoksa bu durumun yaşla aslında hiç ilişkisi yok mudur?"

"Bugün daha yaşlı olan nesil, zamanında kendileriyle aynı yaş grubundaki insanlarla aralarındaki ilişkilerde, bugünkü gençlerin aralarındaki ilişkilere kıyasla kesinlikle çok daha çekingenlerdi. Ancak bu durum ağırlıkla kişinin kendi belirsizlikleriyle nasıl başa çıktığı ve hayatının ileri evrelerinde hangi tecrübeleri edindiğine bağlıdır. Kendi çalışmalarım kapsamında, hem duygularını ancak tamamen bastırılmış şekilde tanımlayabilen yaşlı insanlarla, hem de güçlü cinsel engellerle karşılaşan gençlerle çalışmalar yapıyorum.

Bu kapsamda, sizin açıklamalarınızı belki belirli bir noktaya kadar biraz daha farklı bir şekilde formüle edebilirim: Bugün çekingen veya "aşırı namuslu" olunabilir, ancak soru, bu durumda kalmaya daha ne kadar devam edileceğidir!”.

Bay Özer, size göre, Almanya’ya kıyasla Türkiye’deki cinsellik ne durumdadır?

Türkiye’deki cinsellik, Avrupa çevrelerindekinden çok daha farklıdır. Almanya, Avusturya veya İsviçre’de cinsellik çok daha rahat yaşanmaktadır. Cinsellik, artık bir tabu konusu olmaktan çıkmıştır. Fakat buna karşın Türkiye’de cinsel istekler direkt olarak konuşulmayan ve hala daha tabu olan bir konudur. Bu kapsamda, Türkiye’de çok dikkatli olmak gerekmektedir. 80’li ve 90’lı yıllara kıyasla, cinselliğe ilişkin konular artık daha rahat konuşulabilmesine ve nispeten düzelme ve iyileşme yaşanmasına rağmen, ne yazık ki henüz daha Almanca konuşulan ülkelerle bir kıyaslama yapılması mümkün değildir. İnsanların, hala daha kendi cinselliklerine, cinsel arzu ve tercihlerine ilişkin konuşma konusunda belirli sınırları ve kısıtlamaları var. Elbette, bu durum hem Türk gelenekleriyle, hem de toplumsal adetleriyle ilişkilidir. Bu kapsamda, eğitim büyük rol oynamaktadır. Türkiye’de seksin günah olarak görüldüğü bir toplumda yaşıyoruz. Küçüklükten itibaren, çocuklara seksin bir günah, yasak ve ayıp duygularla bağlantılı olduğu öğretilir. Bu nedenden ötürü, psikoseksüel gelişim büyük eksikliklerle bağlantılı olarak gerçekleşir. Ancak ben yine de önümüzdeki yıllarda bu durumun düzeleceği konusunda ümitliyim.

Türkiye’de vajinizmden muzdarip birçok insan bana gelmektedir. Ve aynı şekilde kendilerini büyük baskı altında hisseden ve bunun neticesinde, ereksiyon bozuklukları yani sertleşme sorunu yaşayan birçok Türk erkekte benimle irtibata geçmektedir. Türk erkeklerinde de, erken boşalma durumu çok yaygındır. Ayrıca cinsel danışmanlık kapsamındaki diğer toplumsal problemler de büyük ve kapsamlı bir konudur: Örneğin, Türk toplumunda gey veya lezbiyen olmak, bir hastalık olarak görülmektedir. Ne yazık ki Türkiye’de ki cinsel terapi uzmanlık sahasında dahi, bu durum bir “Gen Kusuru” veya “Gelişim Hatası” olarak görülmektedir. Bu nedenle eşcinsel insanların önyargılara karşı çok daha büyük bir mücadele vermesi gerekmektedir. Her gün katı toplumsal gelenekler altında ezilen eşcinsellerden, cinsel danışmanlık taleplerini yansıtan yüzlerce mail alıyorum.

Bay Özer, bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz ve çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dileriz.

Son Eklenen Röportajlar

Haftalık Münih Gazetesi'nin Şubat-2010 tarihli sayısında yer alan röportaj

2012 Cinsel Terapi Abdullah ÖZER -Reportaj

»Tüm Röportajlar

Neredeyiz ?

TÜRKİYE:
Alsancak/İZMİR

Telefon: +90 544 544 40 60
E-mail: info@cinselterapi.org

(Bana her gün 09.00-22.00 saatleri arasında cep telefonumdan çekinmeden ulaşabilirsiniz.)

Hakkımda yazılan tavsiyeleri okumak ya da kendiniz tavsiyede bulunmak için tıklayınız: